29 Ocak 2009 Perşembe

Davos'ta Erdoğan Perez Gerilimi

39.Dünya Ekonomik Forumu Davos'ta sürerken ve biz kriz sonrası dünyasının biçimlendirilmesiyle ilgili gelişmeler neler olacak derken, İsrail Cumhurbaşkanı Peres ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın forum tartışmasıyla sarsıldık .Tartışmayı tekrar tekrar yayınlayan kanallar arasında geziyorum gece boyu.

Kim haklı kim haksız değerlendirmesine girmiyorum.Diplomasi, nezaket, uslup ve hakkaniyet tartışmalarının hepsi bir arada ve doğru değerlendirilmeli. Moderatörün zamanı etkin kullanamaması, eşit söz hakkı verilmemesi tabi gözümüzden kaçmadı. Bir taraf diğerine bilgisizsiniz demiş, diğer tarafa cevap hakkı doğmuşsa ,konuşma hakkı verilir, idare etme görevi ifşa edilir. Açık oturuma bakacak olursak sarfedilen sözler bir yana, her iki liderin de gerilimi ses tonlarından öte beden dillerinden de okunuyor. Siyasal tartışma boyutunun içeriğinden öte ben bu 3 kişinin sözsüz iletişimiyle verdiği mesajlara odaklanmayı tercih ediyorum.
PERES:Gerçekten sesi duyulmayabilir endişesiyle mi yüksek perdeden konuştu?

Önce Peres'e odaklanıyorum. Ses, söz ve beden dili aynı mesajı veriyor.Konuşmayı neredeyse Başbakan Erdoğan'a hitaben yapıyor, vücudu neredeyse tamamen ona dönük, işaret parmağıyla onu işaret ediyor, hedef gösteriyor.Bir yandan da sözlerle itham ediyor, bilmiyorsunuz diyor.Biri sizi parmağıyla işaret ediyorsa mesaj açıktır, ya hakkınızda konuşuyordur, ya hedef gösteriyordur, ya suçluyordur, ya da tehdit ediyordur. Olumlu bir beden dili değildir.Yine Peres beyaz gömlek ve kırmızı kravatıyla da oldukça klasik ama GÜÇ ve İDDİA diyeni OTORİTE mesajları haykıran bir seçim yapmış. Tüm mesajlar bir tutarlılık içinde. Sesini kısarak izlediğimde dahi gerilimi takip edebiliyorum, sözsüz iletişim kendini ortaya koyuyor.

Sonra gözüm özellikle Sayın Erdoğan'ın beden diline takılıyor. Bana öyle geliyor ki Başbakanın İngilizce bilmemesi de kendini ifade ederken oldukça sıkıntı yaratan bir dezavantaj olarak karşısına çıktı bu Davoz krizinde. Güzel başladı, gayet kontrollü dinledi, notlar aldı, çünkü cevap hakkı doğuran ithamlar vardı.Ama her cevap hakkı doğduğunda moderatöre bilgi vererek duruma müdahele edemedi. Bekledi.Ve tam da moderatörden söz hakkı isterken başladı esas gerilim. Neden söz hakkı istediğini akıcı bir şekilde anlatabilseydi daha az agresif gözükecekti mutlaka. Burda yaşadığı anlaşılamama , kendini farklı bir dilde hızlı ve tek başına ifade edememe durumu da mutlaka onu biraz daha germiş olmalı. Sinir katsayısını bir nebze daha yükseltmiş olmalı. Hiç bilmediğiniz bir dilde kendinizi ifade etmeye çalışmak zorunda kaldınız mı?

Konuşma esnasındaysa Peres'ten ters yöne doğru bacak bacak üstüne atmış halde içeriğe paralel oldukça gergin yüz ifadesini izliyorum.Bu bacak iletişimini bir kaç kez daha gördüğüm hatırlıyorum Sayın Başbakanımızda..Sarkozy ile Avrupa Birliği görüşmelerinde de aynısını uygulamıştı..Usluba değinecek olursak Sayın Erdoğan'ın öfkeli olduğu durumlarda sıklıkla duymaya alıştığımız tarz, kendisinin söylediği öfke de bir hitabet sanatıdır sözünün tasdiki burda karşımıza çıktı bir kez daha. Ben bu konuda tarafım, öfke kontrolünün tarafındayım. Profesyonel yaşamda veya siyasette, bir lider özkesini kontrol edebilmeli, konuşurken ne kadar tahrik olunursa olunsun, tüm provokasyonlara rağmen bu öfkeyi dengeleyebilmeli,işte tam bu yüzden zehrini sözlü iletişimin inceliklerini kullanarak akıtabilenlere, karşısındaki husumet değil saygı içinde eleştirebilenlere hayranım.Özetle kişi her düşündüğünü söylememeli ama her söylediğini düşünmeli, Aristo'nun dediği gibi..Bir lider ne kadar haklı olursa olsun, husumet duygularını körükleyebilecek tutumlardan kaçınmalı.

Ve Ignatius..

Gelelim moderatöre, Kendisine sözle müdahele eden forum moderatörünün elle omzuna da dokunarak fiziksel müdahele etmesi beni de başbakan kadar şaşırtıyor.Profesyonel ve kamusal yaşamda kişisel alana müdahele, fiziksel temas çok hassasiyetle ele alınır. Hele ki böylesi diplomatik bir ortamda fiziksel müdaheleyi ben de çok garipsedim.Bir yandan da şeynatın avukatlığına soyunuyorum, acaba Ignatius, Ortadoğu ve Türkiye'yi tanıyan , doğru tahlil etmiş biri olarak, Akdeniz çanağı insanının iletişim tarzını bildiğini varsayarak bizlerin biraz daha fiziksel teması kullanan bir toplum olduğumuzdan ötürü aynı dilden konuşmaya mı çalıştı?Hepiniz hatırlarsınız Mehmet Barlas'ın Sayın Erdoğan'nın yüzünü okşadığı fotoğraf karesi ne çok konuşulmuştu.Yok , madem diplomasinin kurallarından konuşuyoruz, olmaz, elle kolla parmakla müdahele edilmez. Her neyse tam da bu anda Başbakan Erdoğan'ın yüzü daha da kızarıyor ,tansiyon biraz daha yükseliyor ve tepki burda artık tamamen moderatöre dönüyor ve paneli terkediyor. Bu kalkıp gitmeye eşlik eden bir daha da gelmem sözünüyse çok düşünülmeden edilmiş bir laf olarak değerlendirdim, sonraki konuşmalarında değerlendiririz düzeltmeleri Sayın Başbakanın kendisinden de geldi zaten.

Bütüne bakarken, bir taraftan da yine Sayın Başbakan'ın kıyafetine de bakıyorum, Türkiye'den diğer katılımcıların beyaz gömlek koyu renk kravatlarının aksine Sayın Erdoğan alışık olduğumuz kırmızı beyaz kravatı yerine, açık mavi bir gömlek ve çizgili de olsa açık sarı tonlarda kravatıyla tam da Obama'ların renk tartışmalarının üstüne huzur, barış, umut çağrısı yapmayı mı hedeflemişti barış elçiliği yaptığı bu Ortadoğu krizine ithafen..